Gevher Nesibe Hatun Medresesi ve Şifahane

“El çek tabip el çek benim yaramdan,
Ölürüm kurtulamam ben bu veremden”

Neşet Ertaş gibi bağlamayı ağlatan bir üstatla aynı memlekette yetiştiyseniz, türkülerin dili olduğuna, kalbi olduğuna ve sizi ağlattığı gibi gizli gizli ağladığına inanırsınız.  Hepsi yüce bir aşka, derin bir iç acısına ve adaleti olmayan bir dünyaya sitemdir. İçine çekip, ortak eder. İç çektirip, derdini deler. El çek tabip, el çek benim yaramdan derken, dünyadan vazgeçip, rabbe tevekkül eder. Tıpkı bu dizelerin anlattığı Selçuklu Sultanı Gevher Nesibe gibi, tıpkı onun adıyla anılan Gevher Nesibe Hatun Medresesi ve Şifahanesi gibi…

Ben veremden öleceksem başka kimse ölmesin!

Gelmiş geçmiş saray kadınlarından Hürrem Sultan’ı az çok tanır bilirken, çok daha öncesinde 13. yüzyılda yaşamış olan Gevher Nesibe Sultan’ı pek kimse tanımaz. Kara kaşlı, kara gözlü, bembeyaz tenli olduğu rivayet edilen Gevher Nesibe Sultan’ın yüzünden güzel kalbinin simgesidir bu medrese ve şifahane. Kayseri’de Mimar Sinan Parkı içindeki bu Selçuklu yapısının temelinde aşk, her taşında derin bir merhamet ile vicdan vardır.

Gevher Nesibe Sultan (asıl adı Melike İsmetüddin Gevher Nesibe Hatun’dur) Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın 12 çocuğundan tek kız olanıdır. Küçük yaşta babasını kaybeden sultana kardeşi I. Gıyaseddin Keyhüsrev babalık yapar. Gevher Sultan bir gün sarayın baş sipahisine aşık olur ve evlenmek ister. Fakat kardeşi buna izin vermez ve baş sipahiyi öleceğini herkesin bildiği bir savaşa yollar. Nitekim umulan olur ve Gevher Nesibe Sultan’ın büyük aşkı savaşta şehit düşer. Kara sevda hastalığı olarak bilinen verem de Nesibe Sultan’a işte o zaman musallat olur. İyileşemeyeceğini anlayan sultan, kardeşi Gıyaseddin Keyhüsrev’e kendi gibi hastalara şifa olabilmesi için bir şifahane yaptırmasını vasiyet eder. Kardeşi bu vasiyeti yerine getirir ve 1206 ve 1214 yılları arasında tıp ilmini öğretip müderrisler yetiştiren bir medreseyle, yanına da medresenin yetişeniyle hizmet veren şifahaneyi yaptırır.

Hem tıp fakültesi, hem hastane, hem de dünyada ilk…

O dönemlerde Avrupa’da akıl hastaları meydanlarda diri diri yakılırken, Anadolu’nun ilk tıp merkezlerinden olan Gevher Nesibe Hatun Medresesi ve Şifahanesi ve müzik sesini dar kanallardan hasta koğuşlarına yayar ki, önce ruhlar iyileşsin. Eczane bölümünde bitkilerle envai çeşit ilaçlar üretir ki bilinmeyen dertlere çareler denensin. Bazı kaynaklara göre  Gevher Nesibe Hatun Medresesi ve Şifahane yapı kompleksi hem tabip yetiştirip hem de tedavi eden dünyadaki ilk merkezdir.  Ve ilk açıldığında biri başhekim olmak üzere 2 hekim, ameliyatları yapan 1 cerrah, 1 eczacı ve göz doktoru kadrosuyla kurulur.

Batıdaki şifahane, doğudaki ise medrese olmak üzere 2 bloktan oluşan yapıda avluya açılan küçük kapıların hepsi medrese sınıfları  ve 3 tane de ameliyathane var. 13. Yüzyılda bu ameliyathanelerde fıtık, mesane ve katarak ameliyatları yapıldığı da belgelerle kanıtlanmış. Üstü açık ve dört eyvanlı olan yapıda  1214’de eklenen medreseyle şifahane arasında dar bir geçit bulunuyor. Gevher Nesibe Hatun Medresesi ve Şifahanesi‘nde ısınmanın kompleks içindeki hamam buharından, yemeğin ise yapının dışından temin edildiği biliniyor. Ve medresede Türk ya da gayrimüslim olsun, din gözetmeksizin  ilim isteyen herkese 13. Yüzyıldan 20. Yüzyıl başlarına kadar  eğitim veriliyor. Günümüzde sadece tıp fakültelerine değil, bütün eğitim-sağlık  sistemine ilham verecek nitelikteki yapı 1982 yılından bu yana Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Enstütüsü’nün bünyesinde ve Kayseri Tıp Tarihi Müzesi olarak gezilip görülebiliyor. Türklerin Anadolu’ya ilk gelişlerinden Selçuklular devri kapanana kadar olan süreci interaktif bir anlatımla sunan müzede Selçuklu mimarisine, sanatına ve bilime doyuyorsunuz. Ayrıca Gevher Nesibe Sultan’ın türbesi ile bir çeşme de bu kompleksin içinde. Aşk şehidi bu güzel yürekli kadının cennetine bir duayla selam yollayabiliyorsunuz.

Mutlaka görün!

Bu arada medresenin taşları arasında kullanılan usta mühürleri ve sultanın vasiyetinin yazılı olduğu kitabe ise 800 yıldır bozulmadan duran, hala okunan nadir eserlerden. Müze o kadar profesyonel bir sisteme sahip ki görme engelliler de kendileri için özel hazırlanan replikalardan tarihiyle ilgi bilgi edinebiliyor.

Biz kısa anlattık ama Gevher Nesibe Hatun Medresesi ve Şifahane çok özel bir yapı. Benzer yapılara İtalya’da da rastlanmasına rağmen 100-200 yıl daha geç dönemlerde yapıldığından tarihteki tek örnek. Kayseri’nin en önemli eserlerinde ilk sıralarda bulunan yapıyı görmeden geçip gitmeyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir